Şiddet Nedir? – Şiddet ve Toplumsal Boyutu

Güncelleme tarihi: 8 Mar

Şiddet üzerine konuşmak, yazmak veya çalışmalar yapmak günümüzde de gereksinim olmaya devam ediyor. Birçok disiplinin ele aldığı “şiddet” kavramı, farklı boyutlarıyla ve tarihsel evrimiyle ele alınabilir.



Teknolojinin gelişmesiyle hayatımıza giren “siber şiddet” gibi yeni şiddet türleri hayatımıza dahil olmuştur. Tarihten tarihe, coğrafyadan coğrafyaya farklı boyutları ve hukuksal yaptırımlarıyla karşılaşabileceğimiz şiddet kavramı, en temelde, “bireyin fiziksel, psikolojik, cinsel veya ekonomik açıdan zarar görmesiyle sonuçlanan veya sonuçlanması muhtemel davranış ve tutumlardır.” olarak tanımlanabilir. Şiddet, bir insana yönelik olabileceği gibi, bir gruba, fikre, yaşam tarzına veya kişinin kendisine yönelik de olabilir. Şiddet, sadece bedensel bütünlüğe yönelik bir saldırı olarak sınırlandırılamaz. Bir söz, bir bakış, duygusal manipülasyon veya aşağılamak... Bunlar da şiddetin nesnesi olabilir.


Peki şiddetin altında ne gibi sebepler yatıyor?

Şiddetin altında yatan sebepleri irdeleyen birçok farklı çalışma alanı mevcuttur. Bazı araştırmacılar şiddet eğilimi olan kişiyi sosyo-kültürel bağlamda ele alırken, bazı araştırmacılar ise tıbbi alanda çalışmalar sürdürmektedir. Şiddet eğilimi olan kişi, tüm çocukluğu boyunca şiddete maruz kalmış/şahit olmuş ve şiddeti normalleştirmiş olabileceği gibi, psikolojik rahatsızlıklar temelinde gelişen bir şiddet eğilimi var olabilir. Gelişim psikoloğu Urie Bronfenbrenner’in geliştirdiği Ekolojik Sistemler Teorisi’nde genç yetişkinlerin şiddet ve istismar davranışlarını irdelemiştir. Teori, birey gelişimini 4 temel düzey ve sistem bağlamında ele alarak şiddete eğilimin güdüleyicilerini ortaya çıkarmaya yöneliktir. Teoriye göre her birey içine doğduğu ailenin, toplumun, ülkenin içinde bulunduğu çok sistemli yapı çerçevesinde gelişir. Birey, yaşıtlarından, etkileşimde bulunduğu yetişkinlerden, okulundan, dini kurumlardan, medyadan, yerel veya ulusal boyutta kanaat önderlerinden etkilenir. Bu etkiler altında gelişen birey, çevresel-toplumsal etkilerin ürünü olarak görülür.


Ancak hepimizin bildiği ve bilmesi gerektiği gibi, altında yatan sebep her ne olursa olsun, şiddet meşrulaştırılabilecek bir şey değildir.


Nasıl ki şiddetin bireysel boyutu kolektifi etkiliyorsa, kolektifin yeniden ürettiği düşünceler de şiddeti meşru kılma ve yeniden üretme noktasında etken rol sahibidir. Geleneksel ve sosyal medyada üretilen içerikler, diziler, filmler, reklamlar… Sayısız örnekle gözler önüne serebileceğimiz bu durum, şiddetin normalleştirilmesi ve kanıkmasına yol açmaktadır. Oldukça popüler isimlerin yer aldığı veya tekrar tekrar yayınlanan dizilerde geçen, şiddetin her türlüsünü barındıran sahnelere herhangi bir şey denmediğini, sadece sevilen isimler bu rollerde yer aldığı için “aşk, aile, sevgi, kardeşlik, koruma iç güdüsü” kisvesi altında normal karşılandığına şahit olduk. Şiddeti uygulayan kişi ünlü ve sevilen bir oyuncu olduğunda kamuoyu tepkisini daha az çektiğini ve mağduru suçlama eğilimine geçildiğine birçok kez şahit olduk. Mağduru suçlamanın ülkenin ve dünyanın her bir noktasında normalleştiğini, şiddet mağdurunun giydiği kıyafet veya dışarıda bulunduğu saat itibariyle “şiddeti hak ettiğini” savunan binlerce insana yine binlerce kez şahit olduk. Tüm bunlara karşı alınan önlemlerden geri dönüldüğüne de şahit olduk.


Ülkemizde ve dünyamızda gittikçe artan şiddete meylin önüne geçmek, mağduru mercek altına almaktansa şiddet uygulayıcısını mercek altına almaktır. Şiddet, zaman, mekân ve özneleri fark etmeksizin şiddettir.

7 görüntüleme

Son Paylaşımlar

Hepsini Gör